92406 kayıt bulundu.
1. isim , isim , isim , isim , Sancılanmak işi
1. Bu, aklıma geldiği zaman kalbim sancılanmaya başladı.
1. Bu, aklıma geldiği zaman kalbim sancılanmaya başladı.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Sancıya tutulmak
1. Sancılanmak ihtimalini de düşünerek uyuşturucu ilaç bile aldım yanıma!
1. Sancılanmak ihtimalini de düşünerek uyuşturucu ilaç bile aldım yanıma!
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Sancıya tutulan, sancısı olan
1. Yatağının içinde, sancılı bir adam gibi dönüp durdu.
1. Yatağının içinde, sancılı bir adam gibi dönüp durdu.
2. Sancı veren
1. Sancılı bir öksürükle öksürerek ağlamaya başladım.
1. Sancılı bir öksürükle öksürerek ağlamaya başladım.
3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Sıkıntılı
1. Terör olaylarının tedirgin, sancılı seyircileriyiz.
1. Terör olaylarının tedirgin, sancılı seyircileriyiz.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Sancı vermek, ağrımak
1. Gözlerimin kökü kazılıyor gibi sancıyor.
1. Gözlerimin kökü kazılıyor gibi sancıyor.
1. birdenbire ve şiddetli bir ağrı gelmek
1. İlk kum sancısının nasıl tuttuğunu nakledecekmiş.
1. İlk kum sancısının nasıl tuttuğunu nakledecekmiş.
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , tedirgin olmak
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Sancısı olmayan
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Sıkıntısız
1. -i , -i , eskimiş , eskimiş , -i , -i , eskimiş , eskimiş , Saplamak, batırmak
1. Koca beylerbeyi son dakikasında bir düşman atının karnına sançıyordu.
1. Koca beylerbeyi son dakikasında bir düşman atının karnına sançıyordu.
cankurtaran sandalı, tahlisiye sandalı
1. isim , isim , isim , isim , İnsan taşıyacak biçimde yapılmış, kürekle yürütülen deniz teknesi
1. Annesiyle bir sandala binip karşıya geçtiler.
1. Annesiyle bir sandala binip karşıya geçtiler.
Lisan : Rumca
sandal ağacı
1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , Sandalgillerden, kerestesi sert ve kokulu bir ağaç (Santalum album)
Lisan : Arapça ṣandal
1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , Koca yemiş
1. isim , isim , isim , isim , Yalnız tabanı bulunan, ayağa kordon ve kayışla bağlanan açık ayakkabı, sandal (III)
Lisan : Fransızca sandalette
1. isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , isim , isim , bitki bilimi , bitki bilimi , Tropikal ve ılıman bölgelerde yaşayan, iki yüzden çok türü olan, taçsız iki çenekli bitkiler familyası
sandalye kavgası, elektrikli sandalye, kolçaklı sandalye, tekerlekli sandalye
1. isim , isim , isim , isim , Arkalıklı, kol koyacak yerleri olmayan, bir kişilik oturma eşyası
1. Odalarda mobilya namına, uzun, kısa yuvarlak bir sürü masayla sandalyeden başka bir şey yok.
1. Odalarda mobilya namına, uzun, kısa yuvarlak bir sürü masayla sandalyeden başka bir şey yok.
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Makam, koltuk, mevki
1. Bunların gençliğe karşı aldıkları vaziyeti ben biraz sandalye vehminden doğmuş telakki ediyorum.
1. Bunların gençliğe karşı aldıkları vaziyeti ben biraz sandalye vehminden doğmuş telakki ediyorum.
Lisan : Arapça ṣandaliyye
Telaffuz : sanda'lye
1. isim , isim , mecaz , mecaz , isim , isim , mecaz , mecaz , Koltuk kavgası
1. isim , isim , isim , isim , Sandalyeden zedelenmemesi için duvara çakılan ince uzun tahta kaplama
2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Sandalye yapmaya elverişli olan (ağaç)
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Sandalyesi olmayan
2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Koltuktan inmiş, koltuğunu kaybetmiş
1. isim , isim , spor , spor , isim , isim , spor , spor , Futbolda topu karşı takımın kalecisinin üzerinden aşırtma
Lisan : Fransızca chandelle